• Zihnimizdeki huzurevi…

    Hayat çok güzel, yaşamak ve nefes almak çok güzel. Hayatın her saniyesi çok güzel. Çocukluk, gençlik ve yaşlılık. Evet, yaşlılık ve yaşlanmak da çok güzel… Peki biliyor musunuz, yaşlanınca mutlu olamayacağını, hayattan tat alamayacağını düşünen bir grup insan var ve yaşlılık ve yaşlanma denince birtakım kaygıları beliriyor, olumsuz duygular canlanıyor. Olumsuz duyguların içerisinde huzurevinde yaşama endişesi de var, çünkü huzurevi denince akıllarına renksiz, kalitesiz ve tek başına bir yaşam geliyor. Peki ya sizce? Sizce huzurevi kelimesi ne anlama geliyor?

    Haydi şimdi gözlerimizi kapatalım ve hayalimizde bir resim oluşturalım. Huzurevi binasına dışarıdan bakıyorsunuz, tıpkı bir otel ya da öğrenci yurdu gibi, haftanın 7 günü 24 saat açık, haftanın 7 günü ve 24 saati yaşayan bir bina. Pencereli hafifçe içeriden buğulanmış, bina içerisinde yürüyen, oturan, konuşan insanlar…

    Kapısından girdiğinizde güler yüzlü ve sıcak tavırları ile yaşam enerjisi aşılayan çalışanlar karşılıyor sizi. Çevrenizde birçok akranınız dolaşıyor, beraber vakit geçirip bir şeyler paylaşabileceğiniz, kendinizi yakın hissedeceğiniz. Hemen tesisi gezmeye karar veriyorsunuz ve asansöre biniyorsunuz. Asansör kabininde sevdiğiniz bir şarkı çalışıyor, siz de hafiften eşlik etmeye başlıyorsunuz, o güzel melodi sizi tatlı anılara götürüyor…

    Asansörün kapıları yeniden açıldığında ferah ve aydınlık bir odaya giriş yapıyorsunuz. Hemen karşınızda aktivite panosu yer alıyor, bu haftanın aktivitesi Çikolata Müzesi’ne ziyaret yapılmasıymış, önümüzdeki hafta da konsere gidilecekmiş. Grup halinde olunca, bu etkinliklere katılmak çok daha kolay olsa gerek diye düşünüyorsunuz. Panonun alt kısmında gezilerde çekilmiş eğlenen ve gülen insan resimleri yer alıyor. Başka nerelere gidilmiş, başka neler yapılmış acaba diye merakla geçiriyorsunuz içinizden.

    Birkaç adım sonra burnunuza lezzetle pişirilen yemeklerin kokusu geliyor, mutfak kapısının penceresinden içeri bakıyorsunuz, hummalı bir çalışma tüm hızıyla devam ediyor. O sırada hafif bir açlık duygusu sarıyor içinizi, hemencecik beyaz örtü serilmiş yemek masalarından birine oturuyorsunuz. Servis personelleri yemek tercihinizi sorup size servis yapıyor ve kısık seste çalan rahatlatıcı müzik eşliğinde yemek yiyorsunuz.

    Yemek üzeri kahvenizi içerken, 3 kişi bir anda oturuveriyor masanıza, sizinle sohbet etmeye başlıyorlar, kimsiniz, nereden geliyorsunuz, sormaya başlıyorlar. Siz de onlara soruyorsunuz, biri emekli öğretmenmiş, diğerleri ise ev hanımı, konuşma ilerledikçe öğreniyorsunuz ki onlar buranın eskileri ve kahve üzeri sohbet etmeyi çok seviyorlar.

    Sohbet sona erdikten sonra, yeni arkadaşlarınızı restoran bölümünde bırakıyorsunuz ve odaları görmeye çıkıyorsunuz. Misafir odalarının, evinizdeki yatak odası kadar geniş olduğunu görmek hoşunuza gidiyor, nevresiminiz, çarşafınız, banyonuz, herşey tertemiz. Koridorda temizlik yapan personele rastlanıyorsunuz, gülerek selamlıyor sizi. Bir isteğiniz var mı diye soruyor, sadece gezindiğinizi söylüyorsunuz.

    Koridorda ilerlerken üniformalı sağlık çalışanları görüyorsunuz, benim adım Büşra Hemşire diye tanıştırıyor kendisini uzun boylu olanı. O sırada bir misafirin tansiyonunu ölçüyor, ilaçları hakkında sohbet ediyorlar. Büşra Hemşire hemen sizin kolunuza giriyor, asansöre kadar size eşlik ediyor, bu mevsimde kat kat giyinmenin daha iyi olduğunu anlatıyor o sırada.

    Kütüphane ve hobi odasını da gezdikten sonra, giriş katına dönüp çıkışa doğru yöneliyorsunuz. Çıkış kapısını sizin için açan güvenlik görevlisi gülümseyerek yeniden bekleriz diyor, o sırada gözünüze bahçede oturmuş ve kahve içen insanlar çarpıyor. Burada herkese göre bir şey var diye geçiyor içinizden.

    Zihnimizde çizdiğimiz bu resim akıllardaki huzurevi resminden farklı mı? Bizler farklı olduğunu düşünüyoruz, tesisimizi görmeye gelen birçok kişi de bulmayı düşündüklerinden oldukça farklı bir yaşam alanı ile karşılaştıklarını söylüyorlar. Buyrun siz de gelin, siz de görün, belki çevrenizde yaşlılığı konusunda endişelenen bir yakınınız olur, ona huzurevimizden bahseder, içini ferahlatırsınız…

    Selin Balabakgil

    Okuduğunuz için teşekkürler. →