• Sevgi…

    Sevgi…

    Türkan Aksu’nun 18 Kasım 2015 tarihli yazısı:

     

    Mavi, yumuşak, pat pat, yatağımın önünden bir minik ışık geçti. Aşağı yukarı beş yaşında kadardı. Ama o neydi, en azından bir melek, bir sevgi ve yaşam sembolü. Kara üzüm görünüşündeki  gözleri anlatılmaz…. Tılsımlar hareket etmiyor, boyuna bana, bu yaşlı kadına bakıyorlar, bıkmadan, usanmadan. Bakışlarında ne vardı acaba? Doğrusu sezemiyordum, o kadar ciddi idi ki ne söylemem gerektiğini kestiremiyordum. Ablası elinden usulca ve şefkatle çekti. O ise yerinde mıhlanmış kalmıştı. Hiç belli etmese bile bana, bu çok yaşlı kadına baktığı kesindi. Durmadan ve kıpırdamadan.

    Bir şeyler paylaşmam gerekiyordu sanki, ama neydi, ne olabilirdi. Hafifçe çekmiş ellerini, o sakin ve hiç kıpırdamadan bana bakıyordu. Şimdi ablası ile gitmesinin iyi olacağını söyledim. O hiç aldırmadı. Gittikçe adeta artan bir ilgi ile bana bakmaya devam ediyordu. Bunun içinde bir duygu saklıydı sanki. Onun diğer arkadaşları gibi yanıma gelebileceğini onu okşamadan seveceğimi söyledim, aldırmadı. Sadece bana bakıyordu. Sanki hayaller sonsuz bir bağ ile zedeler diye kıpırdamıyordu. Saniyeler, dakikalar geçiyor o, çok manalı gözleri ile sadece bana bakıyordu. Yarabbim neler düşünüyordu, bilmeyi çok isterdim, ama biraz olsun anlamıyor, sadece o yakın, yıkıcı bakışlara kilitlenmiş kalmıştım.

    O neler düşünüyordu!

    Ona ikramda bulunmaya kalkıştım, büyük bir davranışla umursamadı. Durmaya, bana bakmaya devam etti. Ben şaşkın ne yapacağını bilmeyen bir hedef olarak sadece donmuştum. Benim yanıma gelmeyi düşünmüyordu bile, ama bunu belirtmekte…

    Ben bu sevgi veya ilgi seli sırasında yorulmuş, gözlerimden iki yaş damlası ile onu sadece selametleyebildim.

    O, bu ayrılığın anlamını anlamış bir eda ile vekarla gidiyordu.

    Mevlana’yı arkadaşı Şems-i Tebrizi’ye bağlayan da bu sevgi değil miydi? Bütün insanlığın kurtuluşu olan bağlanmayı dilediğimiz sevgi değil miydi?

    Okuduğunuz için teşekkürler. →